Gut Artritinde Güncel Beslenme Önerileri

Gut Artritinde Güncel Beslenme Önerileri

Çok uzun zamandır gut artriti tanısı konulduğunda hastalara hastalıkları hakkında bilgi verirken “kralların hastalığı” göndermesi yapılır. Gerçekte olan ise; gut artriti hastalarının fazlalıklar içeren yaşam sitilleridir. Bu kişiler toplumun ortalamasından daha fazla ve rahat şekilde alkole ulaşmakta, eti fazla tüketmektedirler. Aslında Gut artiritinin toplumda en fazla görülen iltihaplı romatizmal hastalık olduğu düşünülürse “sıradan insanların hastalığı” olarak tanımlamak daha doğrudur. Şüphesiz ki “ne yediğin ve içtiğin ile yakın ilişkisi olan hastalık” grubunda olduğu kesindir.

Modern dünyada obesitenin artması ile beraber gut artritinin de görülme sıklığı artmıştır. Özellik batı tarzı beslenme ve yaşam stili hastalığın en önemli tetikçisidir.

Günümüzde gut hastaları “Ne yiyeceğim?” diye sorduklarında verilen en sık cevap; düşük pürin içeren diyet ve alkol kısıtlaması olmaktadır. Ancak, pürinden kısıtlı diyetin özü az protein tüketilmesidir. Düşük proteinli bir beslenme bir süre sonra yüksek karbonhidratlı beslenmeye dönebilir. Özellikle fruktoz (meyve şekeri) ve doymuş yağlar fazla tüketilebilir, ki bu da ürik asidin vücutta birikmesine ve gut ataklarına neden olur. Eş zamanlı gut hastalığına eşlik eden (ko-morbid) hastalıklarda da kötüleşme sebebidir (örneğin tip 2 diyabet ve hiperlipidemi). Eşlik eden hastalıklarda kötüleşme hastaların moralinin bozulmalarına, yorulmalarına ve diyeti bırakmalarına neden olabilir. Çünkü bir yandan gut için protein kısıtlanırken, bir yandan da tip 2 diyabet için proteini artırmaları istenmektedir. Bu kafa karışıklığı hastalar ellerini göğe açarak” hayatımın geri kalanında ben tavuk göğsünden başka ne yiyeceğim?” diye sorgulamaya başlamalarına neden olabilir. Bu bilinmezi romatologlar bozabilirler.

Gut hastalığı inflmatuar bir artrit olmakla beraber özellikle erken evrelerde kanda ürik asit seviyesinin yüksekliği ile seyreden metabolizmayı ilgilendiren bir durum olduğunun iyi anlaşılması önemlidir. Metabolik sendrom dediğimiz zaman aklımıza insülin direnci, tiroid hastalıkları, hiperlipdemi gibi hastalıklar gelmelidir. Kişide insülin direnci ortaya çıktığında böbreklerden ürik asit atılımı da yavaşlar ve ürik asit kanda birikerek “hiperürisemi” denen tabloya neden olur. Kalp-damar sağlığı, böbrek fonksiyonları bu durumdan etkilenir. Örneğin kalp krizi riski artar.  Tüm bu tablolara iyi gelecek mucizevi diyet yıllarca denenmiş, üzerinde çok çalışılmış olan “hipertansiyonu durdur diyeti” ve” Akdeniz tipi beslenme” birleşimidir. Bu diyetlerin temelinde tahıl, sebze ve meyve, az yağlı süt ürünü, az tuz, monosature yağ (zeytinyağı) tüketme vardır. Bitkisel proteinlere ağırlık verilmektedir. Akdeniz diyeti sınırlı alkol tüketimine izin vermektedir. Bu diyetlerle yapılan çalışmalarda kalp, böbrek sağlığı, insilün direnci, tip 2 diyabet, koroner arter hastalığı ve inme gelişme riskini düşürdükleri gösterilmiştir. Serum Ürik asit seviyesini de düşürdükleri için gut ataklarını da engellenmektedirler. Bu diyetler önerildiği zaman en sık sorulan soru balık dışı, karides, kalamar gibi deniz canlılarının tüketilmesine yöneliktir. Akdeniz diyetinde bu canlıların tüketilmesine izin vardır ancak hiperürisemi eklendiğinde bunun modifiye edilmesi gerekir. Genelde hastaların yaklaşımı atak sırasında bu tür gıdaları tüketmemek ve ürat düşürücü ilaçlar başlandığında tüketmeye devam etmek şeklinde olmaktadır. Unutulmamalıdır ki bu deniz canlıları balıklar ile aynı sınıfta değildir.

Gut artriti tedavisinde diyet konsültasyonu çok önemlidir. Biz romatologlar da her hasta vizitinde bunu vurgulamaktayız. Çünkü ılımlı ürik asit yüksekliği ilaç başlanmadan diyet ile düzeltilebilir ki bu yaşam değişikliği yapmak anlamına gelmektedir. Hasta açısından çok faydalıdır. Ancak bu durum asla hastanın kendini “tembel” veya “obur” olarak suçlamasına neden olmamalı ve depresyon nedeni olmamalı, daha çok yaşam stilini değiştirmeye sevk etmelidir.